11 Mayıs 2014 Pazar

annem...

en çok sana benziyorum annem,
duruşum bakışım konuşmam sen.
gülüşüm dahi senden çalıntı.
hele ağlayışlarım sessiz sessiz.
tıpkı senin gibi yalnız, kapı ardlarında.
hıçkırıklarını içine gömercesine mağrur,
kimsenin senden haberi yokken
sağnak yağmur gibi düşüyor gözyaşlarım.


en çok sana benziyorum annem.
başkaları mutlu olsun diye kendimi heder edip,
yorulduğumda fark ediyorum zamanın tükendiğini.
en zor zamanımda yapayalnız kalınca sen gibi,
o an idrak ediyorum aslında başkalarının cehennemim olduğunu.


en çok sana benziyorum annem...
henüz bir çocuğum yok
bilmiyorum nasıl bir duygudur annelik.
ama eminim nasıl bir anne olacağımdan.
çünkü ben en çok sana benziyorum annem...


12 Mayıs 2014 / 01:53




http://www.izlesene.com/video/candan-ercetin-annem-sen-uzulme/6946654

17 Şubat 2014 Pazartesi

kural

bataklığın kuralı: çırpındıkça daha çabuk batarsın!

16 Şubat 2014 Pazar

masumiyet

gelen mesaj: "günahı sana yakıştıramıyorum"
cevap : "günah kime yakışıyor?"
 derin bir sessizlik...
ne o attığı mesajın karşılığını biliyor ne de ben sorumun cevabını...



fotoğraf: http://ufukisleker.com/content/pictures2/Siyah-Beyaz/Masumiyet.jpg

8 Şubat 2014 Cumartesi

gün AHH

pamuklara sardım gözyaşlarını.
haykıramadım içimdeki Ahı,
rabbim sana gizli saklı yok.
Koşulsuz sevdim günahı!

07.02.14

Bangladeş'de olsaydık bambaşka olurduk.

Perşembe akşamı erkenden eve gidip dinlenmeyi planlarken telefonum çaldı. arama motorundaki bant kaydında bilgisayara girilen bilgiler okundu:
- sayın avukat kamerce... asayiş büro amirliğinde şüpheli ifadesine katılmak istiyor iseniz biri görevi reddediyorsanız ikiyi mesajı tekrar dinlemek için üçü tuşlayınız.
Bangladeşli Muhammedle yolumu kesiştiren tek "bir" numaraydı. kendimi yorgun hissedip yada başka bir plan yapmayı tercih edip "iki"leyebilirdim. ama kader bizim tanışmamızı istedi ve beni oraya götürdü.

akabinde 3 dosyaya daha görevlendirmem yapıldı. maddi olarak bereketli bir akşamdı. maneviyat olarak ufkuma kattığı çizgilerse bu yazının konusu.
aslında klasik ifade alma işlemi 5 dk da halledilir tutanak imza edilir ve selam verip evine dönersin. lakin bu sefer öyle olmadı. teknik takip telefon dökümleri bunların şüphelilere okunması, şüphelilerin yabancı uyruklu olmaları münasebetiyle tercümanla hukuki yardım almaları derken konu uzadı.

yaptığım ilk görüşmede Muhammed "Selamün aleykum abla" dedi yarım yamalak Türkçesiyle. Aleyküm Selam'dı. o da Müslümandı ve beni gördüğüne mutlu olmuştu. çünkü biz dünyanın farklı iki ucunda doğmuş büyümüş olsak da aynı rabbe iman etmiştik.
olayı ondan dinledim anlamadığım noktaları tercüman çevirdi. herşey basitti: Bangladeş'deki zor şartlardan kurtulmak için başka ülkelere göç etmek zorunda kalmıştı. önce ırak sonra iran ve suriye üzerinden Türkiye'ye gelmişti. Edirne'den Yunanistana geçmek üzere iken yakalanmış ve yeniden İstanbul'a getirilmişti.
aslında bu umut yolculuğu sadece bu uzun yollardan ibaret olsa ne güzeldi. Lakin yolculuk tehlikeli ve meşakkatliydi. yollarda Çakallar türemiş insanları sömürmek için türlü tezgahlar kurmuşlardı.

onların "DALAL" dediği bizim insan taciri diye bildiğimiz, insanlıktan çıkmış bu varlıklar nice insanın hayatını bitirmişti. kimini işkence ile öldürerek, kiminden maddi menfaat elde ederek kiminin varını yoğunu satması için ailesi için tehdit ederek... türlü şeytanlıklar ve akıl almaz yöntemlerle dünyaya hükümran olmuşlardı sanki.

muhammed de onların kurbanlarından biriydi sadece. daha güzel şartlarda yaşayabilmek için dalallara milyon dolarlar vererek ülkesinden ayrılmıştı. yollarda yaşadığı sıkıntılar ve kaldığı ortamlar hayvanların şartlarından bile daha ağırdı. en son türkiye de çalışıp ailesine para göndermek istiyordu. ancak kimi zaman verdiği paralar da ailesine ulaşmıyordu. sesini çıkaramıyordu çünkü ülkeye yasa dışı yollardan girmiş ve kaçak konumundaydı. dalallar en çok bunu kullanıyordu. onlar aslında hiç yoktu. ne bir kayıtları ne bir izinleri ne bir kimlikleri.. kimbilir kaç tanesi ölü bulunmuştu. hatta onlardan biri de kaçırılmış ve fidye isteniyordu. fidye deyince hemen akla bankerlerin bulabileceği büyük paralar gelir. lakin muhammed gibiler için büyük para 1000 TL gibi bir rakamdı.
istenen fidyeyi 15 kişi toplayamadı. ellerinde olan tüm parayı ortaya koyduktan sonra hala eksik vardı. arkadaşları için pazarlık yaptılar ve eksik de olsa sahip oldukları tüm serveti vererek  onun serbest kalmasını sağladılar.

muhammed daha önce izlediğim bir filmin gerçek olduğunu gösterdi bana. ( AMİSTAD) O filmi izlediğimde de tüylerim diken diken olmuştu. muhammed in simsiyah gözlerine ve tenine bakarken de buz kesildi vücudum. insanoğlunun ne kadar vahşi olabileceğini bir kez daha gördüm. hatta benim gördüklerim onların yaşadıklarının yanında devede kulak sayılırdı.
- abla bana işkence ettiler. tırnaklarımı çektiler. bana çok zulmettiler.
derken gözlerine dolan yaşlar simsiyah bir geceyi temizleyen yağmur gibiydi. ruhuma işledi.
- özür dilerim muhammed " dedim içimden sen ve senin gibi Müslüman kardeşlerim zulm altında iken huzurla uyuduğum için saçma sapan şeyleri kendime dert edip üzüldüğüm için gözyaşlarımı üç kuruş şeyler için döktüğüm için özür dilerim...

muhammedin ifadesini almak gece üçe kadar sürdü. sonra taksiye atlayıp evime döndüm. sıcacık evimde yatağıma uzandım. kapıda beni bekleyen anneme sarıldım. yemek yiyip yemediğimi soranım vardı. mutfakta beni bekleyen tencereler vardı. Muhammed  ise nezarethaneye döndü, polislerin ona  verdiği soğuk paketlerdeki yiyeceklere öyle bir sarılmıştı ki içim eridi. battaniyesi var mıydı bilmiyorum ama şundan emindim dalalların elinde olmasındansa başında çatısı olan emin bir yerde "emniyet"teydi...



diğer şüphelilerin ifadesi soruşturma işlemleri derken iki gün daha geçti. polisler ve tercüman diğer avukatla sorguya devam etmişler sabaha kadar.
bugun beni aradılar yine. savcılık aşamasına katılacak mısınız dediler. aslında bir sürü işim vardı ama muhammed i yalnız bırakmak istemiyordum. saat 13 gibi vardım işlem yapılacak yere. ha şimdi ha birazdan derken saatler geçti ikindi ezanı okundu. bekledik bekledik akşam ezanını da duyduk. dünyada en zor şeylerden biri bu çaresiz bekleyiş olsa gerek. nıhayet akşam sekizde mahkemeye çıktık. Muhammed ve diğer arkadaşları yaşadıkları dramı bir kez daha anlattılar. biz kimseye karşı bir kötülük işlemedik. esas eziyet gören zulme maruz kalan bizdik. köpek gibi muamele gördük önümüze ekmek attılar. bizim paralarımızı alarak bizi mal gibi ülkeden ülkeye taşıdılar. hapsettiler tehdit ettiler ailelerimizi arayıp para istediler..

ifade uzadıkça oturduğum koltuğa gömüldüm. şimdi ne olacaktı. ben ne yapacaktım. hakim
- avukat hanım buyrun.
dediğinde ben ne yapabilirdim Muhammed için. onun zulmunun sona ermesi için dilim ne söylemeliydi.. Rabbım adil ve hakim olan sensin. zalimlere fırsat verme. bu masum insanlar için elimden geleni yapmamı nasip et duası ile söz aldım ve gerekli savunmayı yaptım.

diğer ifadeler ve savunmalardan sonra "gereği düşünüldü" :
- isnat edilen suç hakkında delilleri karartma şüphesi olmayan kara yüzlü insanların serbest bırakılmalarına.....

Rabbim çok şükür. o an hissettiğim duygu bütün günün yorgunluğunu aldı. her ne kadar Bengalce bilmesem de Muhammed söylediğim bazı kelimeleri anlamasa da anlamıştı. herşey bitmiş sayılırdı.
- teşekkür ederim abla dedi. ben namaz kılacak ve sana dua edecek...
içimdeki ses:
- asıl ben sana teşekkür ederim siyahi insan! bana insanlığımı hatırlattın uzun bir aradan sonra. beni kendime getirdin. şımarıklığımı ve şükürsüzlüğümüzü yüzüme vurdun. Allah razı olsun.

bu dosya için günlerce çalışan polisler için istenen bir sonuç değildi elbet. lakin mutluluğumu onlardan da gizleyemedim. hatta bir ara kontrolü kaybedip zafer işareti bile yaptım. binanın dışına çıktığım zaman derin bir nefes aldım. ciğerlerime dolan havanın tadını ruhumda hissettim ve gökyüzünde yarım ay olan Kamer' e tebessüm ederek yürüdüm...

olay süresince birlikte çalıştığımız tercümana sordum. neden ülkelerinden kaçmışlar ve zor şartlarda yaşıyorlardı? orada çok daha kötü şeyler de var. insanlar cahil. bozulmuş yemeği "bu bozulmuş" deyip yemeyecek kadar cahil ve zor durumdalar. o kokuşmuş yemeği bile nimet sayıyorlar abla.. sanırım bu soruyu hiç sormamalıydım. muhammed ve diğerleri yağmurdan kaçarken doluya tutulmuşlardı.

Muhammed in siyah teni ve yaşadığı karanlık olay benim içimde çok başka renklere dokundu. kalbimin bir köşesini aydınlattı. ruhuma bir nefeslik ferah ve bilinç sağladı. eğer Türkiye de değil de Bangladeş de olsaydım benim hayatım da çok başka olurdu.

merak edenler için:

- http://www.hukukcular.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=69:uluslararasi-hukukcular-brlnn-banglade-uluslararasi-sava-suclari-mahkemes-ve-yargilama-sorunlari-raporu&catid=1:son-haberler&Itemid=74

- http://mazlumder.org/webimage/Benglade%C5%9F%202013(1).pdf

5 Şubat 2014 Çarşamba

muamma

dün erkenden kalkıp işe gittim ya bugun öğlene kalmak vacip oldu.
ofise giderken artık ayaklarım geri geri gidiyor. elim kapıya gitmiyor...
sebepsiz bir can sıkıntısı vardı. ofisin lavabosu da tıkandı. giderde sorun var!
sonra anlaşıldı.. filosaf :
- ne zaman gideceksin dedi.
- belli değil dedim.
- ona göre bende plan yapacağım
- peki ! dedim. haber veririm...

bu çark böyle gitmiyor. ! tıkandı.
kaç sefer lavabo açıcı koydum. dehşet dumanlar çıktı ama hala açılmadı. açılmıyor.
bize yol görünüyor...

3 Şubat 2014 Pazartesi

günün hasılatı

dünün hesabını gece uykumda gördüğümden olsa gerek, günün aydınlandığını geç fark ettim. gerçi perdemi aşıp odamı aydınlatan güneş hayet cüretkardı. ulaşmadığı bir nokta kalmamıştı.
- kamer hadi kalk artık. Üsküdar ı bırak amerıkada sabah oldu :) der gibiydi.
bir yandan zır zır ötmeye başlayan telefonlar ve cevap bekleyen müvekkiller ile salondan gelen sesler de uyanmam gerektiğine işaret ediyordu.
teeee Tuzla dan İstanbulun öte ucundan bizim yakaya gelmişti Halam. Evet sabah sabah! halam gelmişti. gerçi vizyona giren film - http://www.sinemalar.com/film/222340/halam-geldi ) yüzünden halam geldi demeye de utanır olduk. yine de kızlara özgü zannedilen birşeyin deşifre olması sosyal bilinç açısından iyi bir şey.

neyse konuya dönersek, Halam anne ve babamla yaptığım kahvaltıdan sonra mesaiye başlamak icap etti. Adliye icra daireleri müvekkiller telefon görüşmeleri derken mesai kotamızı doldurduk. bir dosyamdan tahsilat olması ve diğeri için gün sayıyor olmak da elbette mutlu etti.

Lakin işleri bitirdikten sonra Polatcan ile sohbet etmek onun mekanında yemek yiyip sohbeti çayla demlendirmek en güzeliydi. hani bazen güzel tesadüfler olur ya. yüzünüze tebessüm olup konuverir size düşense sadece o tebessümün hakkı olan şükrü eda etmektir. işte bugün aynen öyle oldu elhamdulıllah. odaya girdiğimde bilgisayar ekranında Kitaro nun videosunu ( http://www.youtube.com/watch?v=PwqkqYHOOTk ) gördüm ve Polatcan onu dinliyordu. birden o notalarla yıllar öncesine üniversite zamanıma gidiverdim.  ne güzel zamanlardı. kamerin kamer olduğu o sanal alemin büyülü atmosferini özlediğimi fark ettim birden...

sonra derin bir sohbet, bilinç den hayatı sorgulamaktan içinde olduğumuz mesleki sorunlardan ve daha nice şeylerden. sohbet ilerledikçe çaylar yenilendi. gelen bardakların buharı ile ortam daha da sıcak bir atmosferle güzelleşti. hasılı bir ağabeyimin deyişi ile, seyehat ettim dostları gördüm sıhhat buldum. sabahkı huysuzluğumdan hayata öfke ile bakan kamerden eser kalmadı. oradan çıkarken yüzümde içten bir tebessüm ve yaşam doldum adeta. Elhamdulillah..

sonra ofis yarınki iş planları yığılan evrakları düzenleme çabası. sonra annemin araması ve "annem kızıyor" düşüncesi ile işleri çantaya doldurup eve varış...

haftasonu gaza gelip saçları kestirmek yetmedi bir de bakım işine giriştim. kuaförün önerdiği yağı süreyim dedim sürmez olaydım. Yılan yağı saçı besler ve sağlıklı uzamasını sağlarmış. aman allahım zaten yılanın soğuk bir hayvan olduğunu bilirdim adeta bende kendımden soğudum. o nasıl ir kokudur. o nasıl derin bir esanstır of aman ya rabbım. kendı kokuma kendım dayanamadım. sonra şampuanla yıkadım yıkadım. sonra jel sonra yüz yıkama jeli derken burnum karıştı tüm kokular birbirine girdi. kişisel bakım alanında yaptığım bu son hezimetten sonra kendimden tiksindim. bir daha mı.. tövbe. en azından uzunnnn bir süre..

bu kokulu halimle bile işe güce devam ettik. paşamla oturup 2014 ocak ayı bütçe değerlendirmesi yaptık. genel olarak iyi bir işletme imişim ama 3 aylık risk dönemım varmış. yanı 4. aya çıkmak için iyi bir birikim yapmam lazım. yoksa SOS vereceğim Allah muhafaza.

maddi manevi değerlendirme yaptıktan sonra ev ahalısının aylardır değişmeyen düğün dernek gündemine geldik. Aynen vizyondaki filmde olan traji komik haller bizde de mevcut. hele bir tane de değil çifte düğün yapıyoruz. Allah mutlu mesut etsın ne diyim. kardeş olarak elimden gelen desteği elbette esirgemeyeceğim...

ve şimdi.. beni bekleyen bir boşanma, bir tespit davası, bir ecri misil bedeli ve bir de menfi tespitle geceye yol alıyorum ki sabah gireceğim duruşmalara hazır olayım.haklı bulunayım....

Ebu Hanife den öğrendiğimiz gibi herşeyin sonunu dua ile bitirelim. Rabbım işlerımızı kolay kılsın. Zorlaştırmasın. amın..

1 Şubat 2014 Cumartesi

dua

isyan ateşiyle kavruluyor cümleler,
sıcağın ardından gözyaşı sağnakları.
bu ne yaman çelişkidir ki;
kaçtığım da Sensin Allahım
sığındığım da...

ya Rabb göndereceğin her hayra muhtacım.
kayboldu kıblemin yönü,
ertelendi secdeler,
tez bitiyor tahiyyatlar,
duyulmaz oldu salatus selamlar.

Ya Rabb sen beni/bizi bağışla!
dilimdeki düğümü çöz.
Hz Musa gibi bir Harun ver bana.
kalbimdeki küfler sökülsün.
tevhid nehri bölünmemek üzere
bir daha kavuşsun...

ya rabb
yahudileşen aklımı koru.
putlarla dolu kalbimi pir u pak eyle.
günahı ezberleyen elimi,
haramı zikreden dilimi
yolunda seferber kıl
affet beni...
affet ki rahmetinle nefes alsın ruhum
boğuluyorum !

acıyı sevmek olur mu?

güven

güven, öyle bir yitik ki kaybolduğunda bir daha asla bulunmaz!

29 Ocak 2014 Çarşamba

kün feyekün!

olan ve olmayan herşeyin Rabbine hamd ile...
kün fe yekün, demiş ayette,Allah ol derse herşey olur, O dilemedikçe şu satırlar bile düşmez kağıda.

Bitti! Umutlarım bitti. üzgün müyüm? garib ki değilim. Rabbım bazen dileğimizi verir bizi mutlu kılar, bazen bekletir daha güzelini avuçlarımıza koyar bazense hiç ummadığımız bir kapı aralar. bu sefer de öyle oldu. Rabbim sen beni karmaşadan uzak kıl vahdete ulaştır diye dua ettim. sadece diyebildiğim buydu ve hak tecelli etti...

takvimler 2014 yılını gösterirken 27. yy a girmiş bulunuyoruz. bazen zaman öyle aheste hareket ediyor ki saatler yıl gibi yıllar asır. oturup geçen zamanı düşündüğümde çok şeyler değişmiş. yazsam roman olur derler ya o hesap yazsam ne güzel olurdu.. kimbilir belki bir gün o da olur.

değişen şeylerin başında sevgi-güven çifti geliyor. kısa bir süre önce sevgi öncelikliydi benim için. seversem elbet güvenirdim. sevginin akabinde güven gelirdi. oysa şimdi güven baş tacı, seviyorsam asıl o zaman güvenmiyorum. sütten ağzı yanan misali kaymak gibi sevgileri delik deşer oldum.

27 yy kutlamalarında çok güzel şeyler yaşattı rabbim... onların şükrünü yazmakla eda edemem. lakin içimde bir burukluk kaldı. hatta belki de bu yazıya sebep olan bile içimdeki o sızıdır.
hani sevdiklerinizi hiç üzmek istemez onlara karşı hassas davranırsınız ya, elinizden gelen çabayı full konsantre sergilersiniz ama yine de aksilikler çıkar ve sakındığınız gönüle çöp batar. işte benim hikayemde de aynen öyle oldu. hiç istemediğim bir sahnenin ve yargı cümlesinin içinde buldum kendimi. yalancı çoban olmanın bedelini ödüyorum sanki. ne diyelim"hayırlısı"

ne demiştik en başta Allah ol derse herşey olur, olmamasını dilerse de hiçbir şey hiçbir kimse onu olduramaz asla!.

almadan vermek Allah'a mahsus

bir yere kadar, her kulun sabrı.
bir vakte kadar çeker senin nazını
sonra mı? sonrası malum
insan, verdiği kadar almak ister.
aldığıyla yetinmemek
ve dahasını...

insan doyumsuzdur. heleki mevzu sevgiyse...
dipsiz kuyulardayız.


3 Eylül 2012 Pazartesi

Hayat bebekler gibi, bebekler hayat sanki…


Hayat bebekler gibi, bebekler hayat sanki…

Rahim sıfatıyla başlıyor yaşam. Zaman tünelinde 9 ay geriye gidebiliyoruz ancak. Aslında bu 9 ay da sembolik bir rakam. Geçmiş ya da gelecek her şeyiyle bize aşikar değil, çoğu gayba iman.

Var kılındığımız süreç mucizelerle dolu. Bir hücreden başlayan hayat tas tamam olup dünyaya “merhaba” diyor. Öncesinde bize ev olan anne karnı vakti gelince kapıları açıp  “hadi git” diyor. Korku dolu sancılı bir süreç ve göbek bağından kopuş. Esasında hayatın bir kopuşlar zinciri olduğu o an işaret ediliyor. Tabi akledene.

 Hayat bebekler gibi, bebekler hayat sanki…

Önce masumiyet geliyor, herkes hayran hayran bir zıbın içine sığan yaşamı gözlüyor çığlıklar eşliğinde. Sonra yumuk eller selam veriyor bize. “benden zarar gelmez” der gibi. Akabinde mest eden bir süt kokusu. Öyle berrak öyle içe çekilesi ki sarhoş olmamak elde değil. Hayat bizi kendine bağımlı kılıyor adeta. Koklamak istiyorsun bir daha bir daha.

Sonra acziyet vuruluyor gözümüze. Tabiatta yeni doğan her canlı kendi başının çaresine bakabilecekken; büyüyünce “aklı” ile ilahlık taslayacak olan beşer bir başkasına muhtaç kılınıyor.

Hayat bebekler gibi, bebekler hayat sanki…
Bazen öyle kaygısız, dünyadan bihaber uykudayız mışıl mışıl. Bazen de emziği alınan bebekler gibi ağlamaktayız ciyak ciyak.

Sevdiğimiz (anne)den alınan bir yudum süt mutlu olmak için kafiyken bazen hazmetmek kolay olmuyor aldıklarımızı. Yine muhtacız yardıma. Sırtımız okşanmalı ve “gaz”ımız çıkmalı. Sıcak bir elin dokunuşu ile ya da bizim için atan bir kalbe yakınlıkla sesimiz kısılmalı.

Bazen de kötü sonuçlarla yüzleşmek şart. Sessiz sedasız yaptıklarımızın kokusu bile çıkıyor illa ki. Yine kendi başımıza temizlenmek mümkün değil. Biri pis kokumuza rağmen bize yaklaşmalı, el uzatmalı. Altımızı değiştirip bizi temizlemeli. Sonra biz yine pislesek de bu döngü böyle sürüp gitmeli tıpkı hayat gibi. Tıpkı bebeklerin düşüp kalkması gibi.

Hayat bebekler gibi, bebekler hayat sanki…
Bebekler de ilk önce emekler sonra yürümeye yeltenir ve nice acıdan sonra ayakta durmayı öğrenir. Hayata direnen bireyler gibi.

Hayat bebekler gibi, bebekler hayat sanki…
Zamanın acımasızlığı her yerde geçerli akçe. Her şeyin sonunun olduğu bir düzende bebeklik de bitiyor sessizce. Büyüyüveriyor hayat gözümüzün önünde. Ellerimizde kalan henüz eskimemiş bir çift patik ve birkaç siyah beyaz resim sadece. “biz vardık” demek için şahitlik edecek dilsiz nesneler.
Sonra yeniden başka bir bebeğe yönelen gözler. Tıpkı hayat gibi.

4. 8. 12


3 Ağustos 2012 Cuma

Öyle geldiğin gibi gitme


Öyle geldiğin gibi gitme!

Adınla gözlerime yerleşen pırıltı,

Vaktimi şenlendiren aşkın,

İçime doldurduğun masumluk,

Bırak sen gittiğinde bana kalsın.



Öyle geldiğin gibi gitme!

İnanmasın hiç kimse gittiğine.

Sen varmışsın gibi devam etsin yaşam.

Gitmediğini zannetsin cümle alem.

Ben yine huzurla bakayım göğe.

Tebessüm çiçekleri açsın yüzümde.



Öyle geldiğin gibi gitme!

Ellerimi yetim, dilimde zikrini solgun,

Kalbimi taş gibi bırakma gidip de.



Öyle geldiğin gibi gitme!                                

Belki layık değilim sana.

Tökezliyorum ara ara

Lakin yine de senle kalayım

Öz rengine bürünsün zaman mekan.



Ne olur! Öyle geldiğin gibi gitme

Aşkın baki kalsın yüreğimde.

Ruhumu hicran çöllerine itme.

Beni benlik kuyusuna düşürme.

Öyle geldiğin gibi gitme.

Güneş gibi doğ Kamerin gecesine

Siyaha veda mektupları yazayım

Yıldızlardan kaçıp sende kalayım.

Işık ol gözüme, gönlüme, ömrüme.



Öyle geldiğin gibi gitme!

Kadir bileyim her geceyi,

Bayram diye vereyim aldığım her nefesi.

Kurban edeyim nefsi, İsmail gibi.



Öyle geldiğin gibi gitme

Bir daha göremem belki seni

Gaybdır beşere andan ötesi

Başka bir “ramazan”ın yok garantisi

Öyle geldiğin gibi gitme!

4.8.12

30 Temmuz 2012 Pazartesi

iç dökü(lü)ş

şükürsüzlüğün güzellemesi olmuş Aşk,
bir beşerin gönlünde yer bulmakla,dilinden adını duymakla dünyanın en mühim insanı oldum sanıyor ademoğlu.
eğer aşk yoksa bir boşluğa düşmüş gibi hayat. boşu boşuna yaşıyor gibi ruhlar.  bir esmerin kara gözlerine düşmeyi yeğler hale gelmiş insan.
sahip olduğumuz nice nimeti göz ardı ederek, "eksık olana" odaklanmış biz zıhın. kendını haklı görmek için bulduğu sebep elbette kı aşk. tabi bunun sonunda ayrılık varsa en başa dönüş. doğru insan değildi.
şükürsüzlükte nerde kalmıştık?

http://www.youtube.com/watch?v=yLIatEQZ_GE&feature=related

19 Haziran 2012 Salı

alem-i kitap

bazen bir kitap bir film yada bir şarkı bile ele verir insanın iç dunyasını.
kımılerınınki "ucuz bir roman*"dır kımılerınınki ansiklopedi.



*Pulp Fiction


daha az seviyorum seni

daha az seviyorum seni
Giderek daha az.
Unutur gibi seviyorum
Azala azala…
Aramızdaki uzaklığın karanlığında

Geceler kısalıp gündüzler uzuyor öyle olunca…
Daha az seviyorum seni.
Kendini iyileştiren bir yara gibi
Daha az
Ve zamanla.

Sen geceyi tutuyorsun ben nöbetini.
Uzak dağ kışlalarında
Görmüyoruz birbirimizi.
Usul usul sis iniyor
Kopmuş yollara.
Işığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin.
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda.
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da.

Artık daha az seviyorum seni…
Unutur gibi, ölür gibi daha az.

Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini.
Kolay değildi
Yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben.
Kaç acı birden imtihan etti beni..

Bir tek gece vardır insanın hayatında
Ömür boyu sürer nöbeti.
Bu da öyleydi…
İyi ol,
Sağ ol,
Uzak ol.
Ama bir daha görme beni.

Murathan Mungan.

narsist-kimse

kimse sevmediği için mi narsist oldum
yoksa narsist olduğum için mi kimse beni sevmedi
bilemedim!